Konusu, yazmanın önemini anlatıyor. Kendinizi geliştirmeyle, hayatın sunduğu fırsatları, açık bıraktığı kapıları bulmayla başlayalım hemen. Öncelikle her şekilde yazmalısınız. Bu, kendinizi bildiniz bileli yazmak demek değildir. Aksine her halükarda yazabilirsiniz. Yazı yazabilmek, hem de çok güzel yazı yazabilmek için temelinizin olmasına gerek yok, (çok ciddiyim) nefes almanız yeterli. Yazı yazmak nefes alan her insanın yaşadığı duyguların tercümesine denir. Ayrıca yazıyı hobi olarak görmelisiniz. Amaç değil, araç olmalı. Ve illaki de çok eskilere dayanmasına gerek yok. 8 yaşınızda yazılan şiir olmazsa Dünya bir Tolstoy, 12 yaşında yazılan bir deneme olmazsa Dostoyevski, 15 yaşında yazılan bir hikâye olmazsa Agatha Christie doğmamış gibi mi olacaktı?
Twitter'dan Sorun
15 Eylül 2011 Perşembe
11 Eylül 2011 Pazar
Asosyal Deneyim
Evdekilerin memlekete gitmeleriyle birlikte Ramazan’ın 3. iftarından itibaren evde yalnız kaldım. Bu süre, son güne kadar devam etti. Geçen günler boyunca yemeklerimi kendim hazırladım, bulaşıklarla kendim ilgilendim, evin temizliğini, güvenliğini, masraflarını üstlendim, kendi yaşamımı sürdürdüm.26 günlük serüvende çok da farklı ve yeni şeyler yaşadım diyemem ama birçok deneyimimi erken yaşta kazandım.
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Ayna Tutuyor Bana
Sekiz yıldır aynı evde oturuyoruz. Evimiz 5 katlı ve en üstün bir altındayız. Oturduğumuz sokaktan çok memnunum. Tıfıl zamanlarımda az yaramazlık yapmamış olmama rağmen pek kızmadılar bana.Birlikte büyüdüğümüz, top koşturduğumuz, saklambaç oynadığınız, maceralar atlattığımız çocuklar benden 2-3 yaş küçüktü hep ama ben de yaşımdan 2-3 yaş küçük göstermeye çok meraklıyım zaten. O yüzden pek sorun yaşamadık.
Hepsinin teker teker seslerinin borazanlaşmasına şahit oldum. Yüzlerindeki sivilcelere, boylarındaki uzamaya, kız arkadaşları seçmelerine, oyunlar oynamamalarına şahit oldum. Ben de öyleydim zaten, hatta bu konuda onlardan çok daha erken ayrıldım sokak eğlencesinden.
18 Ağustos 2011 Perşembe
PKK ve Terörizm
Terörün başlama sebebi çok farklı. PKK'lılar bunu, "Biz zamanında çok ezildik, Kürtçe konuşamadık, şarkı söyleyemedik, hakkımızı kullanamadık ama sonra ne oldu? Dağa çıktık, isyan ettik, onlar da Kürt neymiş, gücümüz neymiş gördüler" diye yorumlasalar da işin aslı böyle değil. Az önce tırnak içinde yazdıklarımı Kürt bir arkadaşımdan dinledim. Onlar bu işlerin böyle yapıldığını, ulvi bir amaç için kendi öz benliklerini korumak için dağa çıktıklarını zannediyor. Gerçekten öyle değil.
3 Temmuz 2011 Pazar
Bizim Evin Civcikleri
Arkadaşımın bir kedisi vardı. 2 yıl baktı sanırım, hala bakıyor. 2 yıl önce çok tatlıydı, bir yavru olduğundan. Belki onun sayesinde biraz kedilere ılımlı olabilirim ama en sevdiğim hayvan ne bilmiyorum, bilmiyordum.
30 Haziran 2011 Perşembe
Ben Dünyanın En Kısa Boylu Adamıyım
“Hey dostum, sen benden daha mı uzun boylusun? Ya da ben çok mu kısayım? Sana karşı boyum belki devenin yanında karınca da kalıyordur ama seni, hiçbir vasfım dahi olmadan susturmaya gücüm var. Unutma ki; ben olmasaydım, sen kendini uzun boylu diye adlandıramayacaktın. Ne demek istemediğimi anlayamadın mı? O halde defalarca kez düşünmeye buyur…”Kabının Şeklini Alan Su
İnsanlar başkalarının hayatlarına çok özenir. Kendi hayatlarına pek bakmazlar. Aynaya baktıklarında görmek istedikleri şey, özendiği kişiler olur ve o sırada aynayı kırarlar. Hâlbuki kendi hayatlarından kat kat taviz verdiklerinin farkında bile değillerdir.
Topluma ayak durmaya çalışan insanlar da vardır. Başkalarının istediği hayatları yaşamak için gereksiz yere gayret eden insanlar. Topluma ayak uydurmak isterken taviz veren insanlar. Sanki onlara “biz böyle istiyoruz” diyenler var da, insanlar o hayatı yaşıyor.
5 Haziran 2011 Pazar
The Shawshank Redemption (Dünyanın En İyi Filmi)
3 Haziran 2011 Cuma
Düşünme ve Hissetme Üzerine...
Geçen gün oturdum güneşin en tepede olduğu saatlerde, serin olmasını ümit ettiğim bir hayratın gölgesinde bir yere. Elime aldığım çok kaliteli bir çikolataydı, sanırım. Sanırım, çünkü kalitesini ölçemedim ama fiyatı normalin üzerinde.
İşin ilginç tarafı fiyatı yüksek olan ve kaliteli diye sunulan çikolatanın sadece pahalı kısmını hissetmiştim. Kalitesinden anladığım söylenemez. Çikolatayı ısırdım, bir yandan düşündüğüm için ne yediğimin neredeyse hiç farkında bile değildim. Çikolatayı bitirdiğimde ise, söyleyebileceğim; "bir şey yedim işte" olurdu. Ne tadından, ne kalitesinden, ne lezzetinden, ne de çikolata oluşundan bir şey anladım.
İşin ilginç tarafı fiyatı yüksek olan ve kaliteli diye sunulan çikolatanın sadece pahalı kısmını hissetmiştim. Kalitesinden anladığım söylenemez. Çikolatayı ısırdım, bir yandan düşündüğüm için ne yediğimin neredeyse hiç farkında bile değildim. Çikolatayı bitirdiğimde ise, söyleyebileceğim; "bir şey yedim işte" olurdu. Ne tadından, ne kalitesinden, ne lezzetinden, ne de çikolata oluşundan bir şey anladım.
19 Mayıs 2011 Perşembe
Titredim Faruk Hocam, Seni Andım Dün Gece
Bugün sen şehid olalı 367 gün oluyor Faruk Hocam. Senin şehadeti ne kadar hak ettiğini, yüce bir öğretmen, çok yardımsever bir arkadaş olduğunu ve hep güler yüzünle beni sevindirdiğini anlatmak istesem de başaramayacağımı, kelimelerin kifayetsiz kalacağını biliyorum ve seni özlüyorum hocam. Seni çok özlüyorum!Gel ey şehid! Gel ve bana söyleyebileceğin en ağır sözü söyle, bana Şişko de.
Gel ey şehid! Gel ve şu tembel öğrencinin Arapça ödevini yapmamasından dolayı ona kızmak yerine sert bak, onun bunu yapmadığı için kahrolmasına yetecektir.
Gel ey şehid! Gel ve yetim bıraktığın tombiş Ferzan'ına sahip çık. Ferzan'a babasının tatilden döndüğünü göster.
Gel ey şehid! Gel ve arkanda bıraktığın gözü yaşlı sevdiklerini; anneni, babanı, eşini, akrabalarını, arkadaşlarını, öğrencilerini hasretinden kurtar.
5 Mayıs 2011 Perşembe
Bizimkisi Bir Kayboluş Hikayesi
Bu hikaye; kayıp bir adamın ümidini kaybetmeden kayboluşunu anlatmaktadır.Gittiği yolun hesabını yapmayan bir adam. Ve onun izlediği soluk yüzlü bir siluet.
Filmi gibi olmayan birini canlandırıyor, kendine ıssız adam diyor. Bir dükkanın camından kendine bakıp silik bir insan görüyor, gölgesi olmayan. Ayakları yere değmeyen, hayalet gibi bir insan.
Kendinde ne bir yük, ne bir acı. Her şeyinden arınmış ve pak.
Onu kimse görmüyor, o da kimseyi umursamıyor. Konuşmuyor, sadece bakınıyor etrafına. Varlığı olmayan biri belki de.
22 Nisan 2011 Cuma
Bugün 22 Nisan! Hayatta Her Şeyin Olabileceğini Anlıyor İnsan
Bugün 22 Nisan.. Çarşamba 2011Benim için önemli bir tarih..
Çünkü babam, bundan tam 2 yıl önce Ümraniye Kent Ormanı'na, Çanakkale Kampına gidecek izcileri için üniforma almaya giderken, kent ormanına en yakın mezarlığın yanındaki yolda başka bir arabayla çarpışmış, ameliyata alınmış, 11 gün uyutulmuş, uyandıktan sonra narkoz etkisiyle günlerce bilinçsiz kalmış ve kazayı hatırlayamamıştı.
14 Mart 2011 Pazartesi
18 Olmuşum, Gözlerim Kapalı

18 olmuşum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Anılarımı, kısa geçmişimi hatırlatıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Yakınlarda, çok yakınlarda,
Kalbimin hiç bitmeyen sızıları
18 olmuşum, gözlerim kapalı.
18 olmuşum, gözlerim kapalı;
Zaman akıyor, derken;
Çok derinlerden, hızlı hızlı
Yürekler geliyor ağızlarda;
Bir gencin hayata atılıyor adımları;
18 olmuşum, gözlerim kapalı.
18 olmuşum, gözlerim kapalı;
Cıvıl cıvıl gençlik
Rengârenk umutlar
Heyecan dolu sevgiler
Çığlık sesleri vuruyor kanından
Kar altında sıcak dokunuşları;
18 olmuşum, gözlerim kapalı.
2 Mart 2011 Çarşamba
Haklı(yım)sın
Beni dinleyip de düşüncesinden vazgeçen insanlar gördüm. Bu yüzden hayallerimden biri de, düşüncesinin çok büyük taraftarı olan birini vazgeçirmek oldu hep. Ne bileyim, mesela; 100 yıllık aşiret kavgasını, her zaman saçma bulduğum takım aşkını, dedesi ve babası falanca partiye destek veren birinin “asla değiştirmem” lafını, hatta Hıristiyan, Yahudi, Budist veya ateistin inancını değiştirmek olabilir.“Birini fikrinden vazgeçirmek” demek yanlış yapmak değildir bazen. Düşüncesinin yanlış, senin düşündüğünün doğru olduğuna inanmak yeterlidir. Çünkü “inandığın, doğru olandır” sözü bunu açıklar.
Yani?
1 Mart 2011 Salı
Başlıksız Yaşıyorum - Bölüm 1: Eminönü
En sevdiğim semt olan Eminönü'nün en çok zaman geçirdiğim yerine, vapurlarınageldim.
Kadıköy vapuruna ayağımı bastım, sol ve sağdaki koltuklara bakarak kendime uygun bir yer aradım. Hava çok soğuk olduğu için üst kata çıkmamıştım. Ki alt kat yeterince sıcaktı. Koltuklar için uygun yer ararken en arkalara göz gezdirdim, solda bir yer buldum. Oturur oturmaz bir çay istedim. Ben vapura bindiğimde topu topu 20 kişi vardı. Herkes yalnız oturmuş, herkes cam kenarını seçmişti. Karşılıklı koltuklara 10 kişi çok rahat oturabilirdi. En az 20 sıra olduğunu düşünürsek diye hesap yaptım, sonra ne saçmalıyorum diyip camdan dışarısını izlemeye koyuldum. İşte, klasik şeylerdi gördüklerim; Haliç, kuşlar, eski binalar, vapurlar ve adını bilmediğim Beşiktaş-Karaköy ayrımına gelmenizi sağlayan bir köprü.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




