Twitter'dan Sorun

30 Mart 2010 Salı

Kanun Eğitimden Daha Önemlidir

Kanun olmadan eğitim de olmaz.

Okullarda dahi aynıdır. Eğitimden önce müfredata uyulur. Müfredat kuraldır. Aynısı devlet için de geçerlidir. Devlet belli kanunlar çerçevesinde kurulur. Ardından halka eğitim vermek amacıyla bazı işler yapılır. Ve bu eğitim için bile kanun gerekmektedir.

4 Mart 2010 Perşembe

Anı Defterimden: Değişim Vakti


Rol yapmak için geç kaldım ama “geç olsun, güç olmasın” düşüncesiyle ve “zararından neresinden dönersen kârdır” mantığıyla oyuncu olma vaktinin geldiğini düşünüyorum. Tabi bazı gerçekler de unutulmayacak veya hiçe sayılmayacak kadar derin.

Nedir o derin olan gerçekler? Bunlar kişiliğimin temeline imza atmış ve silinemeyecek kadar yapışkan, kaldırılamayacak kadar ağır. Nitekim ben de bu durumdan hoşlanmıyorum ama kendime de yediremiyorum. Aslında hoşlanıyordum fakat her seferinde katlanan, her farklı olayda fark ettiğim yanlışları bir şekilde durdurmam gerekiyordu. Karakterime yönelik, onun aleyhine olan eksiklikleri değiştirmem gereken günü bekliyordum; nihayet o gün, bugün.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Anı Defterimden: Her Şey Böyle Başladı


“Sevgili günlük…” muhabbetini bırakıyorum bir kenara. Zira ben kendimi artık acemi olarak görmüyorum ve basit fikir yazılarından her şeyimi arındırdım.

Henüz 17 yaşındayım ama hep 10 yıl sonrasını düşünerek yazar Huzeyfe Yıldız sıfatını sadece hayal ediyorum.

Her şey, Ahmet Ümit’in eski kitabı Şeytan Ayrıntıda Gizlidir adlı polisiye romanını okul kütüphanesinde “dini” düşüncesine kapılarak almamla başladı. 9. Sınıftaydım ve Şeytan gibi esrarlı bir konuyu okumak istemiştim, üstelik kitabın arka yüzünü dahi okumadan.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Bana Kimse Bir Şey Söylemedi


Bana demediler.

Demediler bana "sen ileride böyle biri olacaksın" diye.

Demediler bana "kuzu kurda yem olur" diye.

Bana demediler ki "büyük lokma yeme" diye.

Demediler işte...

Bana kimse bir şey söylemedi.

26 Haziran 2009 Cuma

Sıkıldım Şu Tiplerden

Özenti gençlikten bahsediyorum. Büyük ihtimal kimse farkında değil ama yalan yapmacık şeyler
artık hayatımın her safhasına yerleşmiş. Zaten millet olarak gerçek hayatı bırakıp bilgisayara kök salan birer okuyucuyuz, hayatımızın anlamı bilgisayar olunca "Bu tamamen sanal bir dünyadır" söylemleri falan da ortadan kaldırılıyor zamanla doğal olarak.
Ama yakınmam, sitemim buna değil. Zaten, ben de bilgisayarda çok zaman harcıyorum ama sırf birilerine havam olsun diye, etraftakiler de beni kendilerinden biri olarak görsün, beni her ortama ayak uyduran ve sempatik bilsin diye sahte imajların altına yatıp insandaki gerçekçi duyguyu ve hissiyatı saklamıyorum. Mesajımın sonunda bulunan eşittiri ve parantezi koyup boş ifadelere sığınmıyorum.

18 Mart 2009 Çarşamba

İstanbul

İstanbul…

Yüzyıllardır hakkında şiirler yazılan, serenat yapılan yer…

Napolyon tarafından “Dünyanın başkenti ödülünü hak eden şehir…

Yüzlerce kültürü bir arada barındıran kent…

Peygamberimiz tarafından “Ne güzel şehir” diye övülen baş tacı…

Milyonlarca manzara fotoğrafının ev sahibi…

Padişah, Komutan, Diktatör, Kral ve Cumhurbaşkanı ağırlamış eşsiz abide…

Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist, Mecusi, Ateist barındıran din özgürlükçüsü…

Tarihi havasıyla, şehri ikiye bölen engin sularıyla kültürel farklılıkları da temsil eden kıtalar bir arada tutmasıyla, insanlarının sıcakkanlılığıyla, yüzlerce kez görsem yetmeyecek dedirten ayrı bir dünya…

Tarihinden yüzünün akıyla çıkmayı başarmış, sevgi, şefkat ve hoşgörü sahibi, “Kavimler Göçü”nü başlatarak Dünya tarihini baştan yazan Türklere verilmiş en güzel hediye…